Tag Archives: internet girişimciliği

2010 internet girişimcilerinin yılı olacak

   Bir önceki Kariyerde yunus hareketi yazımda duyurusunu yaptığım e-tohum kafe toplantısında yine daha önceki bir yazıma konu olan webrazzi blog kurucusu Arda Kutsal, katıldığı “NuBridge Venture Summit” toplantısındaki izlenimlerini, dünyanın önde gelen internet yatırımcılarının Türk internet dünyasına olan yoğun ilgilerini bizlerle paylaştı.

   Bu internet yatırımcıları ve toplantı ile ilgili, Türk internet girişimcilerinin yakından tanıdığı Cem Sertoğlu’nun detaylı bir blog yazısına linkten ulaşmanız mümkün. Bu yatırımcıların ortalama fon portföylerinin büyüklüğünü düşündüğünüzde (iki haneli milyar dolarlardan bahsediliyor) bu ilginin internet girişimcileri için ciddi bir potansiyeli de beraberinde getirdiğini söylemek sanırım yanlış olmaz.

   Arda Kutsal’ın anlattıklarına göre internet yatırımcılarının Türk internet girişimlerine oldukça fazla ilgi duymalarının iki temel sebebi var, bunları eminim daha önce de çeşitli kereler duymuş, bir yerlerde okumuşsunuzdur:

  1. 28 milyonu aşkın, çoğunluğu genç yaşlarda internet kullanıcısı (Türkiye’nin dünyada Facebook kullanımındaki 3. sırası bile tek başına birçok şeyi anlatıyor)
  2. Bu kullanıcıların internette geçirdikleri zaman

   Baktıkları ve aradıkları konular ise şöyle;

  1. Online ekonomi ne durumda?
  2. Geniş bant internet kullanımı ne seviyede? Altyapı nasıl?
  3. Ödeme sistemleri nasıl? Ne kadar yaygın? Mikro ödeme sistemleri-mobil ödeme sistemleri gelişmesi nasıl gidiyor?

   Aradıkları tüm soruların cevaplarına “pozitif” ya da “olumlu seyreden” gözüyle baktıklarından olsa gerek, yeni girişimler ile çok ilgileniyorlar. Bu konu ile ilgili bugün Marketing Türkiye’de yayınlanan Milliyet’te çıkan bir haber de var, daha fazla detaya ulaşmak için yazı  burada.

   Dün burada tweet olarak paylaştım (yine daha önce yazdığım Niş marketleri bulmak yazımda da bahsetmiştim) benim için en ilgi çekici noktalardan birisi de bu yatırımcıların niş e-ticaret sitelerine yoğun ilgi duyuyor olmalarıydı. Niş alanlar ciddi potansiyel barındırıyor ve 2010’da bu alanlarda yapılacak doğru hamleler herhangi bir yeni iş modelini kesinlikle diğerlerinden daha başarılı yapacak.

   Bu konuya yoğun bir şekilde odaklandığımdan mı, yoksa sevgili eşimin yürekten inandığı ve bazen çok şaşırtıcı olabilen o ”istediğin, aradığın, inandığın şeyi bir balona koy ve evrene gönder o seni bulacaktır” teorisi mi gerçek oluyor bilmem,  ama son günlerde 2010’un internet girişimcilerinin yılı olacağını destekleyen o kadar çok yazı okudum ki! Alın bir tanesi de burada.

   Peki ya siz ne düşünüyorsunuz? İnternet gelecek vaat eden, kaçırılmaması gereken bir hızlı fırsat treni mi yoksa çok yavaş ilerleyen, geleneksel yöntemler ile başa çıkamayacak eski model bir araba mı?

Niş marketleri bulmak!

  Dünyada bulunan tüm pirinç tanelerinin tamamından daha fazla sayıda transistör (bkz. Wikipedia) bulunduğunu biliyor muydunuz? Bunu ben söylemiyorum, İTÜ İşletme Fakültesi öğretim üyesi Sn. Halefşan Sümen Hoca’dan duymuştum. O halde transistör işine girmek akıllıca bir seçim değil, ya da transistör üretim/satış alanı pek de iyi bir niş (eng. niche) iş alanı değil, öyle değil mi?

  Niş marketler henüz yeni keşfedildikleri ya da hızla gelişme, büyüme potansiyeli vaat ettikleri için kendi küçük işini kurmak isteyen girişimciler ya da işini kurup bir noktaya taşımayı başardığı halde bir sonraki nokta için eşik noktasını bir türlü aşamayan KOBİ’ ler için değerlendirmeleri gereken bir fırsat mı? Bence kesinlikle öyle!

  Peki, niş marketi nasıl bulacağım? Ya da kişisel bilgi, deneyim ve gözlemlerim sonucunda %100 inandığım, gelecek vaat ettiğini düşündüğüm bir fikrim gerçekten benim düşündüğüm kadar ilgi çekecek mi? Fikrimin başarılı olması için bu gerekiyor, o halde doğru işe odaklanmakla başlayalım.

  Bunun için basit bir yöntemden bahsetmeden önce kısaca şu bilgiyi paylaşmak istiyorum. Bloglama serüvenine başladıktan sonra diğer “blogger” lar sayesinde o kadar keyifli, ilgi çekici, değerli, üstelik ücretsiz içeriğe ulaştım ki anlatamam size. Bu değerli kaynaklardan birisi de Mert Erkal. Mert kendi blog’unda bloglama ile ilgili ipuçları verirken, bundan nasıl para kazanılabileceği ile ilgili deneyimlerini de paylaşıyor. Mert sayesinde bulduğum Mark Fail ise yazının konusu olan niş alanı bulmak için basit yöntemi anlatmış bana mail olarak gönderdiği 10 hafta sürecek e-ticaret ipuçlarının 1. dersi olarak.

  Gerçekten işe yaradığını söylemeliyim, kendi deneyimim ile sabit. Google bugün yalnızca çok başarılı bir arama motoru değil, aynı zamanda birçok başka hizmeti ile web profesyonellerinin gözdesi. Arama istatistikleri kesinlikle aradığınız şeyin ne kadar popüler olduğuna dair fikir veriyor. Yöntem de buna dayanıyor zaten; sevdiğin, yapmaktan hoşlandığın, iyi bir fikir olduğunu düşündüğün ya da üzerinde en az 1 dakika konuşabileceğin 10 anahtar kelimeyi sırala, bunları Google arama motorunda ve Adwords anahtar kelime arama motorunda aratıp kaç tane link verdiğine bak. Hiç ilgi toplamayanları at, kalan değerlileri üstten aşağı doğru sırala.

  Pirinç tanesi – transistör örneğindeki gibi; bugün dünyada yüz binlerce kişi tarafından kullanılan, çok popüler ve bu yüzden de artık evinizden dışarı ilk adımı attığınızda ulaşabileceğiniz bir Turkcell ya da Vodafone noktasında bulabileceğiniz iphone ile ilgili bir satış sitesi kurmak ne kadar doğru bir girişim olur? Olmayacağı kesin. Peki ya yukarda bahsettiğimiz Google’ın telefonu Nexus One daha dünyada satışa çıkmamışken, (düzeltme: nexus one dün itibariyle Amerika, İngiltere ve birkaç ülkede daha satılmaya başlandı) bununla ilgili şimdiden çalışmalara başlayıp, ülkeye gelir gelmez ilk satıcılardan biri olabilmek bir niş fikir mi? Evet ama yalnızca birkaç aylığına! Bunda da gecikmiş sayılabiliriz, çünkü hem Google kendisi, hem de bazı uyanık Amerikalı girişimciler çoktan ilgili alan adlarını rezerve etmişler bile!  

  Bunlar olumsuz örnekler ancak, sizin kendi niş fikrinizden emin olmanız, bu basit yöntem ile mümkün. Deneyiminizi burada paylaşırsanız bu bilgi ne kadar yararlı oldu, bunu da ölçmüş oluruz.

GROU.PS üzerinde Gıda Mühendisleri Sosyal Ağı

  Sosyal ağların popülerliği ve gelecek iş modelleri üzerindeki etkileri ve etkinliği üzerine bu kadar yoğunlaşmışken, son zamanlarda gezdiğim internet sayfalarında sıkça rastladığım ve Türkiye’deki internet girişimcilerinin -bir Türk girişimi olması sebebiyle de-  önemli bir başarı hikayesi olarak konumladıkları GROU.PS ile ilgili en son Webrazzi blog da okuduğum  “GROU.PS Kaşla Göz Arasında 2 Milyon Üyeye Koşuyor!” haberinden sonra  bu siteyi biraz incelemeye karar verdim. 

  Başlamadan önce  “Yahoo Mail Groups” ya da “ Google Groups” gibi bir mail grubudur diye düşünüyordum, belki “Facebook Grupları” gibi daha görsel,  daha kullanıcı dostu! Ancak üye olduktan sonra bundan çok daha fazlasının sunulduğunu gördüm.

  Belki çoğunuz da benim gibi bu özel ilgi, iş, mesleki ya da sosyal mail gruplarına üyesiniz. Bu gruplarda üyelerin profillerini çoğunlukla göremezsiniz, eğer üyeyi bizzat tanımıyorsanız eğitim ya da deneyimleri ile ilgili fikir sahibi olamazsınız, nerede yaşarlar, ne iş yaparlar vs. gibi detaylar yoktur. Paylaşılan bir konu hakkında, eğer başka iletişim bilgileri verilmemişse, tek iletişim yolu yine mail ile olur. Ancak bu da çoğu zaman görsel özellik taşımayan; bazen de Türkçe karakter problemi yüzünden okunması mümkün olmayan sıkıcı maillerle olur. Dosya, resim, video vs paylaşımı mümkün olmakla birlikte bunlara erişmek ciddi bir dert olabilir (bu en azından bana çok zor gelen bir şey). 

  İşte GROU.PS bu noktada örneklerden ayrılıyor. En güzel yanı kullanıcılarına kendi sosyal ağlarını kurmasına izin veriyor olması. Her kullanıcı bir profil oluşturuyor, resmini ekleyebiliyor, profil soruları ile kendini tanıtabiliyor, isterse kendi arkadaşlarını listesine ekleyebiliyor, diğer online üyeler ile anlık mesajlaşabiliyor, takvime etkinlik ekleyip yaklaşan etkinlikleri üyelere hatırlatabiliyor, kendi blog unu ekleyip ilgi alanındaki diğer bloglara rahatça erişebiliyor. GROU.PS ayrıca sohbet, müzik, video, wiki, harita (geo-tagging) gibi sosyal modülleri destekliyor ve haber kaynağı (newsfeed) özelliği ile üyelerinin gruptaki hareketlerini anlık bildiriyor. Sosyal ağların diğer eğlenceli özellikleri de mevcut;  arkadaşlarınızı dürtmek (!), yorum yapmak, beğenmek gibi.   

  Daha önceki yazımda (Yüzleşme, geçmiş – gelecek, hayaller, blog hakkında, amaçlar, kurallar…) bu blogda mesleki ya da gıda sektörüne yönelik paylaşımlarda bulunabileceğimi söylemiştim. Esasında yine burada sıkça gönderme yaptığım hayallerimden birisi de buydu. Yani tüm meslektaşlarımı ve gıda sektörü profesyonellerini bir araya getirip etkileşimde bulanabileceğim bir yer. GROU.PS deneyimimden sonra esasında bu tür paylaşımlar için burada oluşturulacak bir ağın daha etkili olduğunu düşündüğümden tüm gıda mühendisleri ile birlikte gıda sektöründe çalışan profesyoneller için “gidamuhendisleri” grubunu oluşturdum. Biraz da altyapısı üzerinde çalışıp şekillendirdim. Daha fazlasını yapmamıza katılacak yeni üyeler yardım edecekler. Grupla ilgilenecek tüm arkadaşlara yakın zamanda davetler göndereceğim. Ancak sizler bunu beklemeden (eğer yukarda belirttiğim tanıma uyuyorsanız) hemen http://grou.ps/gidamuhendisleri adresinden gruba katılmak için istekte bulunabilir ve katılımınızdan sonra siz de kendi arkadaşlarınıza davetler gönderebilirsiniz. Facebook Connect özelliği ile Facebook kullanıcı adınız ve şifrenizle çok basitçe hemen üye olmanız mümkün.

  Bu sayede bu blog da biraz daha fazla odaklanmış olacak diğer hayallere!

“Ormanda karşıma iki yol çıktı….”

  “..ben az kullanılmış olanı seçtim.” Şu günlerde Facebook’ta birbirleri ile ortak yönü olmayan arkadaşlarımız tarafından kişisel gelişim, motivasyon, başarma azmi vs. gibi konularda sıkça videoları paylaşılan Ahmet Şerif İzgören’i ben ilk kez bu mesajla daha üniversite yıllarında iken, o zamanlar Bilkent Üniversitesi’nde verdiği seminerlerde tanımıştım. O zamanlar şirketinin adı yanlış hatırlamıyorsam “Academy International” idi. Şimdi İzgören&Akın olmuş, videolardan öğrendiğimize göre.

  Neler vardı bu videolarda hatırlayalım; kimisinde böyle baba olur mu diyordu, kimisinde düşersiniz kalkarsınız ama mücadele azminiz var mı o zaman korkmayın, kimisinde -ya da aynı videoda- bedava peynir yalnızca fare kapanında olur, kimisinde efsane final sınavını anlatıp bizler çıkar ilişkimiz yoksa en yakınımızdaki insanlara selam bile vermeyen “insancıklarız” diyordu,  kimisinde İstanbul’daki yağmurlu havaya bakıp, Tanrım bugün ne güzel bir gün diyen İngiliz’i anlatıyordu.… Bunlar ilk etapta benim aklıma gelenler, örnekleri artırmak mümkün.  Fakat yalnızca benim aklımda kalanların bile ne kadar çok olduğu ve nasıl aklıma kazındığı da ayrıca önemli bir detay.

  Videolar etkileyici, motive edici; aynı zamanda herkesin kendinden bir şeyler bulabileceği özellikte bunu en başında belirteyim. Bu yüzden ben de izlerken çok keyif aldığımı belirtmeliyim. Ayrıca internette böylesi eğitici materyalin de paylaşılıp yayılması bence gerekli bir şey. Ama burada benim anlamadığım bir şey var. Bedava peynir- fare kapanı ilişkisi kafamı kurcalarken sormadan edemiyorum. Normalde bu eğitimler için belli bir miktar ücreti ödemeyi göze almak gerekir değil mi? Peki o zaman nasıl oluyor da bu videolar birdenbire farklı kişiler tarafından etkili bir sosyal ağ üzerinde ücretsiz olarak yayınlanıyor? Bu bir “ağızdan ağıza pazarlama” uygulaması ya da web pazarlama  profesyonellerin ifade ettiği gibi bir “viral reklam” kampanyası ya da her ikisi miydi acaba? Bu sorunun cevabı ile ilgili fazla yorum yapmayıp asıl gelmek istediğim noktaya dikkat çekmek istiyorum.

  Herhangi bir ürün, servis ya da hizmetin reklamını yapabilmek, ilgiyi artırmak, malı/hizmeti satmak, ikna- algılama süreçlerini hızlandırmak için sosyal medyanın etkisi gün geçtikçe artıyor. Bu açıdan baktığımızda bahsettiğim videoların sosyal ağlar üzerinde yayılması, paylaşılması bence tam olarak hedefe yönelik bir eylem. Bunu kendi basit örneğimle de desteklemem mümkün; bu blogu yazmaya başlayalı yaklaşık 10 gün oldu,  blog istatistiklerini her gün inceliyorum ve gördüm ki şu ana kadar en çok ziyaretçiyi blog’un duyurusunu Facebook durum iletisi ile bildirdiğim gün aldım! Üstelik günlük ortalama ziyaretçi sayısını 4’e katlayarak!

  Geçtiğimiz cumartesi günü etohum kampında hikayesini şirketin CEO’u Dilawar Syed’ den dinlediğimiz yonja.com (Türkiye’de facebook’tan çok önce varolan sosyal ağ sitesi) da bu gerçeği görmezden gelmediklerini ve Facebook ile rekabet etmek yerine Facebook’tan yararlanmak üzerine bir plan yaptıklarından bahsetti (video için http://televidyon.com/p/2102/). yonja.com’ un çarpıcı istatistiklerini -kendi paylaşımlarıyla- incelediğinizde doğru bir seçim yaptıklarını söylemek mümkün. Kısaca söyledikleri; biz belki bu büyük dev kadar büyük değiliz ama Türkiye’de 5,7 milyon üye (tüm Türkiye internet kullanıcılarının yaklaşık ¼’ü) ve bu üyelerin sitede geçirdikleri günlük minimum 1 saat 15 dakika zaman ile etkili bir platformuz ve bu büyük dev (dünyada 350 milyon üye, bugünkü değeri itibariyle Turkcell’ den daha değerli bir şirket olduğu konuşuluyor) ile rekabet etmek yerine onu da kendi amacımıza dahil edip hedefimize koşuyoruz.

  Özetle söylemek istediğim dünya her geçen gün küçülüyor ve daha da sosyalleşiyor. Bu sebeple geleceğin iş modellerinin müşteri ile iletişiminde sosyal ağların etkisi bana göre de hızla artacak. Her ne ürün, hizmet ya da servisi sağlıyor olursanız olun, bunu hedef kitleye doğru kanallar ile ulaştırmak, diğerlerinden farklı olarak ortaya koyabileceğiniz kaliteli, ucuz ve hızlı ürün/hizmeti ağızdan ağıza pazarlamak, reklamınızı yapmak, mesajınızı iletmek, pazarı büyütmek için sosyal ağların gücünden kesinlikle yararlanılmalı. Tam da bu yazıyı yazdığımda okuduğum entrepreneur.com da güzel bir makale “Focus your Social Media Strategy” var, okumanızı öneririm.

  Üstelik bu sosyalleşme hızla fiziki olarak da sosyal bir ortama gitmemizi sağlayacağa benziyor. Şu aralar çeşitli internet sitelerinde benim de gördüğüm, bazı uygulamalarının başladığını bildiğim, etohum kampında da paylaşılan; geo mapping özelliği ile sosyal ağımızdaki arkadaşlarımız ya da müşterilerimiz ile günün herhangi bir saatinde özel bir çaba harcamadan, anlık olarak da buluşmamız mümkün olacak (tabi bunu istiyorsak)! Düşünsenize İstanbul’da bir cafede oturmuş, nette ağınıza bağlanmışsınız, ağınız sizin lokasyonunuzu tam olarak işaretlerken listenizdeki kişilerden de size yakın olanları belirtiyor ve siz bir bakıyorsunuz ki çok uzun zamandır görmediğiniz bir arkadaşınız ya da hep yüz yüze görüşmek istediğiniz dünyanın öteki ucunda yaşayan iş ortağınız 100 – 150 metre ilerde çok yakınınızda! Amerikan jargonu ile,  kulağa hoş gelmiyor mu?

Yüzleşme, geçmiş – gelecek, hayaller, blog hakkında, amaçlar, kurallar…

“Facebook, Twitter, Blog hangisinden ne kadar?” yazısı devam  

Aslında benzer bir motivasyon bundan birkaç ay kadar önce işten yeni ayrıldığım dönemde de oluşmuştu.  Son işyerim ile ilişkimizi sonlandırdıktan sonra geçmişi biraz daha sorgulamak, incelemek, değerlendirmek üzerine düşündüğümde yeni bir başlangıç yapmak, hem geçmişe yönelik kişisel ve çevresel yüzleşmeleri yapabilmek hem de geleceğe dönük plan, hedef ve hayalleri paylaşmak adına bunları bu “modern günlük” te yazmayı düşünmüştüm.

  Ancak zaman içerisinde daha sağlıklı düşünüp, geçmişi öyle veya böyle geride bırakınca,  geçmişi yazmanın, paylaşmanın ya da “sanki” bir suçlu aramanın kendi kariyerime bir yararı olmayacağını anladığım gibi bunun anlamsız olduğuna da karar verdim. Öyle ya, güven duymadığım, birlikte olmaktan mutlu olmadığım, huzursuz olduğum bir ortamda, hele de sonradan daha net olarak anladığım üzere arkamdan iş çeviren bir dolu insanın varlığını bilerek bu ilişkinin sonlanmasını ben istemiştim. O zaman bu durumum tıpkı ilk müdürümün söylediği -İngilizler’in kullandığı-  “Herkes kendi geleceğinin mimarıdır – Everyone is the architect of his own future.”  Sözüne son derece uyuyordu. O halde geçmişi unutmalıydı, her şeyi geride bırakmalıydı, elbette hatalardan ders çıkarmalıydı ve suçlu psikolojisi ile hareket edip kişisel enerji ve heyecanı bu negatif duygular ile besleyip öldürmek yerine pozitif enerji ile daha da güzelleştirerek ve hayata anlamlar katarak hayatın güzelliklerine ve hayallere odaklanmalıydı.

  İşte bu duyguların etkisiyle geleceğe dönük güzel bir paylaşım yapabilmek adına bu blog’u oluşturdum.  Ne kadar uzun soluklu olacağı ya da yazmaya ne kadar zaman ayırabileceğim ile ilgili şu aşamada bir şey söyleyemiyorum. Bunu biraz zaman ve ortaya koyduğum içeriğe ne kadar ilgi gösterildiği, ne kadar katılım/katkı yapıldığı gösterecek. Blog’un gün geçtikçe artan izleyici ve okuyucular kazanması benim öncelikli hedefim olacak. Bunu yaparken kendi olanaklarımı kullanıp kullanıcıları bu siteye yönlendirme konusunda aktif olacağım. Ayrıca bu blog’u, profesyonel iş arayışımın sürdüğü şu günlerde benimle ilk kez tanışıp acaba doğru kişi midir diye merak edenlere kendimi daha iyi anlatabilmek, kendim hakkımda biraz daha fikir verebilmek amacıyla referans olarak kullanmayı da düşünüyorum.

  Bu blogda ilk aşamada yayınlamayı düşünebileceğim çeşitli konular şöyle olacak: güncel konulara kişisel yorumlar, kişisel gelişim, yeni iş fikirleri, internet girişim fikirleri üzerine her türlü paylaşım, internet dünyasından haberler, güncel olay – bilgi – etkinlik paylaşımları, mesleğim ile ilişkili  ya da sektöre yönelik paylaşımlar, kişisel ya da kurumsal sosyal sorumluluk projeleri ile sivil toplum kuruluşları için destek çağrıları, üyesi olduğum çeşitli başka platformlardaki ilgi çekici tartışmalar ile ilgili bilgilendirmeler, iş ve sosyal amaçlı networking, kullanıcısı olduğumuz mal ya da hizmetler ya da yeni servis/ürünler ile ilgili başlangıçta ticari bir amaç taşımayan ağızdan ağıza pazarlama ve elbette ki sosyal ağlardan eğlenceli internet içerikleri. Ancak tüm bu konuların öncesinde bu blog ile internetteki hayalime ulaşmama yardımcı olacak kişi, fikir ya da kurumlar ile iletişimin yollarını geliştirmek, ağı genişletmek en önemli amacım.  

  Bu blogda yer bulamayacak ya da engelleyeceğim konular ise şöyle olacak: okuyucuların tercih ve hassasiyetlerine saygı göstermeksizin herhangi bir siyasi, dini, ideolojik fikri, düşünceyi, kişiyi ya da kurumu açıkça destekleyip propagandasını; ya da bunlara karşı hedef alıp karşı propagandasını yapan her türlü yorum veya paylaşım, temel insan haklarına aykırı her türlü ırkçı, sömürücü, insan onurunu zedeleyici içerik,  ahlaki ve/veya yasal olmayan, hakaret ve/veya tahrik içeren her türlü yorum ve içerik, karşılıklı saygı prensiplerine uymayan kaba dil kullanımı, istenmeyen e-postalar (spam), isim belirtilmeden -kimliğini gizleyerek- ya da başkasının adına yapılan “anonim” yorumlar ve okuyucu ya da yazarların gizli bilgilerine ya da özel hayatlarının mahremiyetine yönelik saldırılar.

  Kendime ait olmayan paylaşımlar için kaynak göstermeye maksimum gayret göstereceğim, yazılarda bahsi geçen kişi, kurum ya da kuruluşlara ait internet adreslerini bağlantı linki olarak bulabileceksiniz. Böylece ilgi alanınıza giren içeriğe hızla ulaşabileceksiniz. Ancak blog’a tekrar dönmeyi unutmayın sakın!

  Bu blog’un devamlılığı daha önce bahsettiğim kriterlere göre blog’un takip edilmesinde, çok sayıda okuyucuya ulaşabilmesine bağlı olacak. Bu sebeple siz değerli okuyuculardan da içeriğe destek olmanızı, fikir, yorum ve katkılarınızla yazıları zenginleştirmenizi ve beraberce etkili-yararlı- paylaşımcı ve keyifle okunabilecek bir iletişim platformu oluşturmayı diliyorum.

  Hayatımıza anlam katıp hayatın keyfini çıkaralım, o an şu an! Dünya küçük ve bizim. Haydi harekete geçelim ve hayallerimize ulaşabilmek için ondan istediğimizi alalım!