Başa düştü?

Azerbaycan’da beşinci ayım dolmak üzere. Dil konusunda biz Türkler’in en rahat adapte olabileceği bir ülke burası. Şu örneklere ve Türkçe karşılıklarına bir bakalım isterseniz:

Salam!

Ben sosis severim almayayım demeyin sakın. Selam diyor!

Necesen?

Durun durun hemen kızmayın, kimin nesisin, nesin, necisin sen kardeşim demiyor karşınızdaki. Nasıl olduğunuzu soruyor. Nasılsın anlamında 🙂

Üçüncü günde gel.

Üçüncü gün ne ola ki demeyin, çarşamba gününden bahsediliyor.  Günleri Türkçe söylemeyin anlaşılmayacaktır. 1.gün, 2. gün….6. gün gibi. Bir tek pazarımız aynı.

Al bunu sakla.

Karşınızdaki size bir şey verdi ve bu sözü söyledi, hemen arka cebinize, çantanıza vs atıp gizlemeye çalışmayın. Bunu tut anlamında 🙂

Narahat olma.

Benim en sevdiğim söz. Rahat ol, sıkıntı yapma, sorun yok anlamında. Ancak genelde bu sözü sıkça duyuyorsanız bir kez daha düşünün rahat olma konusunda.

Uşak var mı?

Zengin görünüyorsun, senin evinde kesin uşak vardır değil mi diye sormuyor. Çocuğun var mı diyor 🙂 Bizde de Karadeniz’de çocuğa uşak denir ya, onun gibi.

Konuyu danışalım.

Konuyu uzmanına soralım, bir danışman tutalım demiyor, konuşalım diyor.

Bana zang vur!

Niye vurayım sana kardeşim, nereden çıkarıyorsun konuşuyoruz işte güzel güzel demeyin. Bana telefon et diyor 🙂

Fikirleşelim.

Tartışalım anlamında 🙂

Saat dokuzun yarısında görüşelim.

Dokuzun yarısı dört buçuk eder ama niye dört buçukta buluşalım demiyor ki  diye düşünmeyin. Dokuzun yarısı denirken 08:30 kastediliyor.

9 tamam derse: tam 09:00

9’u 15 dakika işlemiş derse: 08:15, bu ilginç, benim en çok zorlandığım saat tabiri!

Maşının kabağında düşelim!

Maşın İngilizce machine (makinadan) geliyor galiba ama makinanın kabağı ne demek ki? Durun durun zorlamayın kendinizi, arabanın yanında inelim diyor 🙂

Bizde de İzmirliler ben sağda kalayım dedikleri zaman aynı şekilde dumur olmuştum 🙂

Yadımdan çıktı!

Artık onu yad etmiyorum anlamında değil, unuttum anlamında 🙂

Sabahınız heyr!

Galiba hayırlı sabahlar diyor diye düşünüyorsanız evet yaklaştınız, günaydın diyor.

akşamınız heyr: iyi akşamlar

geceniz heyre karşı: iyi geceler anlamında

Ad günün mübarek!

Doğum günün kutlu olsun anlamında.

Doğum günü Azerbaycan’da çok önemsenen, değer verilen, özenle kutlanan bir gün. Geçen gün Türk arkadaşımın doğum günü olduğunu öğrenen Azeri kardeşimizin (birbirlerini tanımıyorlar) arkadaşımıza söylediklerini duysanız, bunu ne kadar gönülden yaptığını görseniz ne demek istediğimi anlardınız. Doğum gününüz kutlu olsun, çok mutlu olun, başarılı olun, nice yıllara sağlıkla erişin, bunu sizin için Allah’tan diliyorum… belki 2 dakika bu ve benzeri sözleri sarfetti.

Gel konak ol evimize!

Konuğumuz ol diyerek evine davet ediyor.

Azeri halkı  çok misafirperver, çok sıcak insanlar. Sokakta gezerken selamlaşmanız yeterli. Hele de Türkçe aksanınızı duyduklarında Azerilerin geneli çok sıcak davranıyor size.

Özünü yahşi sakla!

Kendine iyi bak anlamında 🙂

Başa düştü?

Ne düştü başına? demeyin

Anladın mı diye soruşuyor 🙂

Gördüğünüz gibi bir yabancı olarak kısa zamanda bu kadar aşama kaydetmem başarı sayılabilir, öyle değil mi?

NOT: Bu yazının amacı Azerbaycan dilini yermek ya da eleştirmek değil, ilk duyduğumuzda Türkçe karşılıkları olarak bize komik gelen bazı tanımlamaları paylaşarak aslında farklılıklarımızı ortaya koymaktı. Başka bir anlam çıkarılmasın lütfen. Azeri dostlarımızı üzecek birşey yazdımsa bağışlayın 🙂

Coğrafi mobilite

Aşağıda yaşadığım, iş değişikliği sebebiyle bulunduğum/taşındığım şehirlerin bir listesi var.

Kırıkkale, 9 yıl

Ankara, 16 yıl

Eskişehir, 3,5 yıl

Lüleburgaz, Kırklareli, 6 yıl

İzmir, 1 yıl

Lankaran, Azerbaycan, 2 yıl

Ankara, Şubat 2013’ten beri

Tüm okul hayatım boyunca annemin dizinin dibinden ayrılmadım diyebilirim! 24 yaşıma kadar ailemden hiç uzak olmadım. O yaşlarda bunun elbette ki avantajları çoktu. Ancak dezavantajlarının da olduğunu, bazı şeyleri kaçırdığımı ancak doğduğum/büyüdüğüm evimden, annemden, babamdan, yakın arkadaşlarımdan ayrılıp yeni bir hayata başladığım zaman anladım.

O günden beridir de lokasyon konusuna hiç takılmıyorum. Özgeçmişimde coğrafi mobilite kısmında “Türkiye ve dünya” yazıyor.  Yukarıdaki liste belki bunun bir ispatı sayılabilir.

Öte yandan yakın çevremde bazı arkadaşlarımın ya da daha enteresanı,  yeni jenerasyondan gençlerin aman evimden ayrılmayayım, aman uzağa gitmeyeyim, o şehirde nasıl yaşarım, eşim dostum, tüm arkadaşlarım burada, onları nasıl bırakayım, ama iş yeri İstanbul’un diğer yakasında vs. gibi sözlerle oldukları yere çakılı kalmalarına, dahası böylesi bir değişikliği imkansız, kabul edilemez görmelerine  anlam veremiyorum.

Bunun kolay olduğunu iddia etmiyorum, mutlaka zorlukları var. Hele bazı yaşlarda, özellikle kendi eğitimi ya da çocuklarının geleceği ve eğitimi gibi konular ön plana çıktığında insan biraz daha düşünüyor, hayatını değiştirmeden önce.  Ama bunun bir yolunu bulabilenler ya da hayatının bir döneminde bazı şeylerden feragat edebilenler her zaman zorlu koşullara daha kolay adapte oluyorlar.  Zorunlu tayin görüp ülkenin her köşesini gezen asker, polis, öğretmen gibi kişileri ve ailelerini bir düşünün isterseniz.

Üstelik bu durum başarı ve türlü fırsatları da beraberinde getiriyor.

Bu yüzden şehir değiştirme konusunda tedirgin olanlara şunu tavsiye edebilirim: bunu yapmaktan korkmayın, açın yelkenlerinizi tanımadığınız denizlerdeki rüzgarlara. Göreceksiniz yeni hayat, yeni çevre, yeni arkadaşlar gelişiminize katkı sağlayacak.

Azerbaycan’dan fotoğraflarım

Azerbaycan’da çektiğim amatör fotoğraflarımı flickr’da bir albümde toplamaya başladım. Buraları merak edenler, Azerbaycan’da çalışmayı düşünenler, seyahat etmeyi düşünenler için fikir vermesi açısından faydalı olabileceğini düşünüyorum. Ben gezdikçe albüm de büyüyecek 🙂

Fotoğraf albümüne şu adresten ulaşabilirsiniz.

http://www.flickr.com/photos/koray_bek/sets/72157626935262580/

RSS ile abone olup, ben fotoğraf ekledikçe  takip etmek isterseniz RSS okuyucu programınızda abonelik ekle bölümüne bu kısayolun bağlantı adresini sağ tuş ile kopyalayıp yapıştırmalısınız.

Konfor alanı 2: Dost ve kardeş ülkedeyim

Artık Azerbaycan’dayım. Türk vatandaşları için “Biz iki devlet, tek milletiz” diyen eski devlet başkanı Haydar Aliyev’in sözlerini yürekten destekleyen Azeriler’in arasında.

Bundan tam bir yıl önce İzmir’de bir önceki işime başlamamı da buradan duyurmuştum.

Bir yılda ikinci işe başlıyor olmak kariyerim açısından pek de olumlu bir hareket olarak görülmese de özel sektörde bazen böyle şeyler olabiliyor, hiç istemediğin halde, ya da son derece sürpriz ve beklenmedik şekilde.

Şu yazıma esin kaynağı olduğu gibi; tek bir tane olumsuz geribildirim almadan, artık günümüzün kurumsal şirketlerinde rastlamayacağınız son derece eski ve etik olmayan bir şekilde işini kaybedebiliyorsun. Üstelik geleceğini düşünerek yasal mücadele yolundan çekiniyor olmak ayrı can yakıcı bir şey.

Ancak her işte hayır vardır misali, bu durum başka güzelliklere sebep olabiliyor.

Bunlar gibi;

  1. Ameliyatı sırasında eşinin yanında olmak (kendisini o denli işine kaptırmışken bunun nasıl olacağını kara kara düşünürken),
  2. Tek gerçeğin ailesi ve onlarla olan mutluluğu olduğunu anlamak,
  3. İş hayatında personel değişim oranının (turnover) kendi performansı ile de doğrudan ilgisi olduğunu önemsemeyen yöneticilere karşı bir B planı geliştirmenin gerekli olduğunu anlamak,
  4. Yeni bir ülkede yeni bir hayata başlamak, tekrar yeni zorlukların içerisinde konfor alanını daha da genişletmek,
  5. Artık sizlerin de bu yeni ülkede bir kontak kişisi olması.

Sizin için belki de en iyisi bu sonuncusu. Belki ziyaretimize gelirsiniz ya da belki bir sonraki Eurovision şarkı yarışmasını birlikte izleriz kim bilir? 🙂

Yeni mezunlara tavsiyeler: 11 yıl öncesinden cevap mektupları

Üniversiteden 1999 yılında mezun oldum. Mezun olduktan sonra, her yeni mezun gibi, sağa – sola, mesleğimle ya da eğitimimle ilgili/ilgisiz, belki de amaçsızca onlarca başvuru yapmışım. Şirketlerden gelen cevap mektuplarını da bir düşünce ile saklamışım. Eski bazı başka belgelerime ulaşmaya çalışırken arşivde tesadüfen karşıma çıktı. Aralarında ilginç bulduklarımı paylaşmak istiyorum.

Şirkete başvuru yapılmış ancak şirkette uygun boş pozisyon ya da kadro yok: Amaçsız başvuru, zaman kaybı.

Başvurunuzu data bankamıza alıyoruz, uygun bir pozisyon oluşması durumunda sizinle irtibata geçeceğiz: %90 yalan! (Oranda yanılıyorsun diyen beri gelsin!)

Başka bir adayı tercih ettik: Benim kişisel olarak en sevdiğim, firmaya olan saygımı daha da artıran, en net red cevabı.

Tam profesyonel red cevapları: Orta ve üst düzey yönetici “head hunting” firmaları bu konuda 11 yıl önce de bugünkü gibi oldukça uzmanlarmış.

En amatör bulduğum red cevapları: Mektupların yazım diline dikkat! Sayın ilgili,  bir sonraki dönem,  denk düşmeyen pozisyon!..

Şimdi iş başvurusu yapacak yeni mezun arkadaşlarıma naçizane tavsiyelerim:

1. Etkili bir özgeçmiş hazırlayın. Şu yazıya bir göz atmanızı öneririm.

2. Eğitiminize ve niteliklerinize uygun, çalışmaktan mutlu olacağınız alandaki işlere başvurun. İş ilanında spesifik olarak mezuniyet alanı belirtilmiş ve siz o alandan mezun değilseniz boşuna başvurup zaman kaybetmeyin, sinirlerinizi bozmayın!

3. Şirketin aday havuzu için açık genel başvuru ilanı yoksa boşuna başvurmayın. CV’niz okunmayacaktır bile. (Bu benim geçmiş deneyimime bakarak kendi kişisel yorumum, bu konuda bir iddiası olan İK profesyoneli varsa lütfen katkı yapsın)

4. Red cevabı almak moralinizi bozmasın. Onlarca, belki yüzlerce red cevabı alabilirsiniz. Bu sizin motivasyonunuzu bozmamalı. Üstadın şu yazısını mutlaka okuyun.

5. İnancınızı asla yitirmeyin, mücadeleden asla vazgeçmeyin.

Almış olduğum bu kadar red cevabına rağmen yıllar sonra bu yazıyı yazabiliyorsam bir bildiğim olmalı değil mi 🙂